Image 1

Erdal Güven, 1964'te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi Basın ve Yayın Bölümü'nden 1987 yılında mezun oldu. Üniversitede eğitimin ardından bir sene süreyle 'Hürriyet Vakfı Özel İletişim ve Eğitim Merkezi'nde gazetecilik eğitimine devam etti. Üniversite birinci sınıfta, Hürriyet Haber Ajansı Eskişehir Bürosu’nda başladığı meslek yaşamında, Hürriyet gazetesi Ankara bürosunda muhabirlik, Hürriyet gazetesi Tokyo temsilciliği, Hürriyet Haber Ajansı genel müdür yardımcılığı, Hürriyet Haber Araştırma Servisi müdürlüğü ve köşe yazarlığından sonra Kanal D Haber Merkezi’nde editörlük yaptı. Yayımlanmış sekiz kitabı bulunan Erdal Güven’in, Türk-Japon ilişkilerini anlatan Abdülhamit’in Hüzün Gemisi (2008) ve Tahran’dan Kaçış (2008) adlı romanları TC Cumhurbaşkanlığı himayesinde Japoncaya çevrilmiş, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Japon İmparatoru Akihito'ya hediye edilmiştir.

Hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen 'Genç Gazeteciler' yarışmasında Fotoğraf ve Sayfa Düzeni dalında iki adet ikincilik ödülü bulunan Güven, ayrıca Foto Muhabirleri Derneği tarafından her yıl düzenli olarak verilen 'Yılın Haber Fotoğrafı' ödülünün de sahibi

 

Köşe Yazıları

25 Ağustos 2011 // DAHA ÇOK ORMAN YANAR.

Türkiye'nin terörle mücadelesini en yakından takip edenlerden biriyim. Terörün en sıcak olduğu 1989-1991 yılları arasında, doğu ve güneydoğu illerimizde Piyade Komondo Asteğmen olarak görev yaptım. Askerlik sonrası da gazeteci olarak 1994 yılı sonuna kadar aralıksız doğu ve güneydoğuda meydana gelen terör olaylarını takip ettim. Bakıyorum da senaryo aynı, oynanan oyun aynı sadece figuranlar değişmiş. PKK o zaman da aynı yolla saldırıyordu bugünde. O zaman da asker ve polis ortak mücadele ediyordu. Bugün de 6 yıllık bir aradan sonra gelinen nokta da yine aynısı oldu. Dağıtılan polis özel harekat birimi yeniden oluşturuluyor. Tüm terörle mücadele uzmanlarının ortak görüşü bu; terörü siz Anadolu topraklarında, daha açığı misaki milli sınırları içinde bitiremezsiniz. Terör ancak bataklığında kurutulur. Bakın Amerikaya terörü bitirebilmek için Somali'ye, Irak'a, hatta Afganistan'a bile gitti. Terörle mücadeleyi yerinde yapıyor. Peki biz ne yapıyoruz. Bekliyoruz, terörist topraklarımıza kadar gelsin önce bize saldırsın sonra biz onu yakalıyalım. Yahu teröristten önce silahını ateşlediği için sivil yargıda yargılanan bir güvenlik görevlisi olur mu? Bu kafayla terörle mücadele olmaz. Zaten Işık Koşaner'de o muhteşem ses kayıdında aynı şeyden bahsediyor. Hatalara dikkat çekip bu hataların düzeltilmesini istiyor. Eğer siz Kuzey Irak'a Suriye'ye belki de İran'a gidip terör yuvalarını yerle bir edemezseniz, terörle mücadele edemezsiniz. Bakın terör örgütü 20 yıllık oyunu tekrar sergiliyor. Yollara mayın döşüyor, masum halkı vuruyor. Turistik yerlerde ormanlar yakıyor. Siz de aynı oyuna aynı tür cevap vermezseniz daha çok orman yanar daha çok şehit cenazesiyle yürekler dağlanır.


24 Ağustos 2011

Yerli Malı Yurdun Malı Herkes Bunu Kullanmalı.. Haydi hayırlısı özbeöz yerli malı terör örgütümüzü Suriye'ye kaptırdık. Devlet yıllarca terörle mücadele de yerli malı teröristleri kullandı. Ama gel gör ki bir teröriste sahip çıkamadığımızdan koskoca örgütü kaptırdık. Öyle demeyin teröristin bile yerlisi makbüldur. Her ne kadar bölücü bile olsa sonucta bu toprakların ürünüdür. Anası babası kardeşi sevgilisi bile Anadolu topraklarında yaşamaktadır. Öyle kağıt üzerinde çizilen sınırlarla vatanın bölünmeyeceğini çok iyi bilir yerli terörist. Teröristbaşı APO'yu yıllarca niye asmadılar diye zamanın idarecilerine küfür etmiştim. Eğer benim şimdi gördüklerimi onlar benden 10 sene önce gördülerse helal olsun, önlerinde saygıyla eğiliyorum. Bir tarafta APO diğer tarafta Murat Karayılan olduğu sürece devlet örgütü istediği şekilde manüple edebiliyordu. Şimdi bazılar beni saf değiştirmekle falan suçlayacaklar ne alakası var. Ben hala Türk Milliyetçisiyim ve çizgimde en ufak bir değişiklik olmadı. Ne PKK'yı ne de PKK yanlılarını affetmeye kişisel olarak da niyetim yok. Ama benim kişisel isteklerim ve duygularımla devlet yönetilmez. Devletlerin ne duyguları ne de asırlık dostlukları vardır. Devlet konjoktür neyi gösteriyorsa ona göre şekil almak zorundadır. Şimdi biraz da PKK cephesinden olaylara bakalaım. Uzunca bir süredir örgüt içerisinde yaşanan lidelik mücadelesi artık iyice gün yüzüne çıktı. PKK içinde Türkiye kürtleri ile Suriye Kürtleri arasında bir liderlik mücadelesi yaşanıyordu. Suriyeli grubun lideri ve örgütün 2 numaralı savaşçısı Bahoz Erdal kod adlı Ferman Hüseyin zaten APO'dan sonra birinci adam olabilmek için örgüt içinde mücadele veriyor. Murat Karayılan'ı devirmeye çalışıyordu. İşte Suriye Devlet başkanı Beşar Esad bu cevval teröristi kullanmaya başlamasıyla PKK içindeki dengeler bir anda değişdi. Suriye'de yaşanan muhalif hareketi bastırmak amacıyla muhaliflerin üzerine gönderilen PKK militanları bir anda ülkede dengeyi esad yönüne değiştirince, Esad'da PKK içinde Ferman Hüseyin'e verdiği desteğe artırdı. Zaten Suriye Gizli servis Muhaberat ile PKK ilişkisini bilmeyen yoktur. Taa APO zamanından beri Suriye PKK'yı açık olarak destekler. Ancak son zamanlarda Suriye PKK içindeki hakimiyetini arttırmak için İran'dan destek almaya başladı. Amerikan yönetimi ile sorunlu olan İran Cumhurbaşkanı Rafsancani de düşmanım düşmanı dostumdur diye düşününce Suriye İran ilişkileri bahar havasına büründü. E hal böyle olunca da Türk istihbarat birimlerinden gelen bilgiler doğrultusunda Murat Karayılan'ın yerini öğrenen İran ise Karayılan'ı yakalayarak örgütü başıboş bıraktı. Bahoz Erdal kod adlı Ferman Hüseyin de bu boşluktan yararlanıp örgütün liderlik koltuğuna oturdu. Yani anlayacağınız Acem-Arap ikilisinin oyunuyla Türkiye devre dışı bırakıldı ve PKK'nın başına Suriye kökenli Bahoz kod adlı Ferman Hüseyin’i geçirildi. Ve acımasızlığı ile tanınan Bahoz Erdal'ın emriyle Türkiye'de kanlı eylemler yapılmaya başlandı. Ben her zaman diyorum Türkiye'nin komşularından Türklere hayır yok. Yıllarca Osmanlı'nın himmetiyle beslenen bu zavallılar yaşadıkları eziklikleri atabilmek için her şeyi yaparlar..


23 Ağustos 2011

"ŞEHİTLİK MERTEBESİ... Sorarım size islamiyette en yüksek mertebe hangisidir? Evet peygamberlik en yüksek mertebedir. Peki bunu bildiniz şimdi geçelim ikinci soruya: Peki Peygamber efendimizden sonra kimler gelir? işte bunun cevabı karışık kimi din bilginlerine göre alimler gelir ,kimilerine göre de şehitler. Benim fikrimi sorarsanız ise tabi ki, şehitler gelir. Şehitlik madem en yüksek mertebe o zaman niçin şehidin dul ve yetimlerine maaş bağlanırken en yüksek devlet memuru maaşı baz alınmıyor? Şimdi din ve devlet işlerini ayırın diyenlerinizi duyar gibiyim. Kardeşim ben sistem içinde din ve devlet işlerinin ayrışmasından yanayım. Ama 2 yıl milletvekilliği yapanın ömrü boyunca milletvekiliği maaşı aldığı veya 6 ay bakanlık yapanın emekli bakan olarak ömrünün sonuna kadar sırtını devlete dayadığı bir sistemde neden şehit ailelerine en yüksek devlet memuru muamelesi yapılmaz anlayabilmiş değilim. Düşünün bir kere siz evinizde sıcacık yuvanızda çoluk çocuk mutlu mesut yaşarken birileri sizin bu mutluluğunuzu sorunsuz sürdürebilmek için gece gündüz görev başında. Canı pahasına vatanı koruyor. Canını veriyor, vatan toprağını vermiyor. Çoğu çatışmadan haberiniz bile olmuyor. Gelin birlik olalım. Kime baskı yapacaksak yapalım Bu şehit çocukların ardında bıraktıkları dul ve yetimlerine ömürlerinin sonuna kadar, en yüksek devlet memuru maaşı bağlayalım Somaliye milyonlarca dolar aktarıken şehitlerimiz unutmayalım


Vira Bismillah...

Başlıkta kullandığım "Vira bismillah" deyimi, aslında denizcilerin denize açılırken herşeyin yolunda gitmesi için temennilerini dile getirir. Eh yazmakta bir deniz yolculuğu sayılır. Bazen dingin bir ruh yaliyle yazarsınız bazen fırtınalara tutulursunuz. Yaklaşık 30 senedir gazetecilik yapıyorum. Bunun son 17 senesinde de köşe yazıyorum. benim için yazmak öylesine bir tutku ki boş zamanlarımı da kitap yazarak değerlendiriyorum. Yazdığım 10 kitaba bakıp da ,"bu adamında amma boş vakti varmış" demeyin. Ben sadece bir yazı emekçisiyim ve bir inşaat işçisi kıvamında yılmadan yorulmadan bazen de uyumadan yazıyorum. Ha bir de benim öyle yazabilmem ,için çok steril ortamlara ihtiyacım yok. Ha ni bazı yazarlar gibi " son kitabım üzerinde çalışacağım" diyerek aylarca inzivaya çekilmiyorum. Neysa hadi fazla söze ne hacet yazalım görelim, bakalım gemi bizi nerelere götürecek "Vira Bismillah"

İletişim

Gazete-Dergi-Tv Ropörtaj Talepleri İçin:


info@erdalguven.com

eguven@mermedya.com

İsim :
E-mail:

 

Mesajınız:

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Image 2

Maymun Da Ağaçtan Düşer

Yaşanmış Hikayelerle Japonya Gerçeği
186 Sayfa (14x20) Bilgi Yayınları, 1997

Erdal Güven, Hürriyet Gazetesi'nin Japonya temsilcisi olarak çalıştığı yıllarda yazdıklarını bir araya getirdiği bu kitap adını bir Japon atasözünden alıyor.  Kitapta, Japonların dünyada olmayacak hiçbir şeyin olamayacağını anlatmak için kullandıkları bu atasözü gibi Japonya’dan daha pek çok ilginç özellik yer alıyor. Bisikletle Saray Turları, Japonların “4” Sendromu, İngilizce Öğreten Konsomatrisler, Geyşa ile Beraber Olmanın Yoları, Kiralık Arkadaş Servisi, Japonya’da Bir Türk Köyü, Uzun Yaşamanın Sırrı, Japon Usulü Protesto bu ilginç yazılardan bazılarının başlıkları.

Erdal Güven, Maymun da Ağaçtan Düşer adlı kitabında Tokyo'da gazeteci olarak görev yaptığı süre içinde yaşadığı, gördüğü, daha doğrusu güldüğü şeyleri yazmış. Herkesin çok yakından tanıdığını zannettiği Japonların gündelik yaşamına ilişkin ayrıntılara yer vermiş. Japon insanını kendisinden yola çıkarak, mizahi bir anlatımla tanımlamaya çalışmış. Şimdiye kadar Japonya hakkında yazılmış kitaplar arasında türünün ilk örneği olması nedeniyle de ilgi çekici.

Image 2

YUMİ İstanbul'da Bir Geyşa

Japon Kara Ejder teşkilatından Kuvayı Milliye'ye…

Ertuğrul Fırkateyni faciası, Osmanlı İmparatorluğu'nun Japonya'yla ilişkileri, Abdülhamid, Mustafa Kemal, Japonların Kara Ejder teşkilatı ve Kuvayı Milliye… Yumi / İstanbul'da Bir Geyşa, bütün bu tarihi kişilik ve olayları, çarpıcı anlatımıyla bir araya getiriyor.
Yakın tarihimize ilişkin şaşırtıcı gerçekleri roman kurgusuyla aktaran Erdal Güven, yönünü Batı'ya döndüğü söylenen Mustafa Kemal'in de aslında tıpkı Abdülhamid gibi Doğu&'ya açılmaya, özellikle de Japonya'yla dostluğa çok önem verdiğini belirtiyor.

Fırtınalı yıllarda yaşanan tutkulu ve engel tanımayan bir aşka da tanıklık edeceğiniz, heyecanla okunan, sürükleyici, şeftali çiçeği yumuşaklığında bir roman…

Ve İstanbul tarihi bir aşka tanıklık etti ...

“Mayumi parmaklarını Nureddin'in dudaklarının üzerine koyup susturdu.‘Önceki gece son dansımı yaptım Nureddin. Bundan sonra karşında geyşa Mayumi yok, Japon kız Yumi var.

Image 2

Abdülhamit'in Hüzün Gemisi

Osmanlı'nın en trajik hikayelerinden, Japonya seferine çıkan Ertuğrul fırkateyninin dönüşü olmayan tarihi yolculuğu... Ve geri planda bir Osmanlı teğmeni ile Japon geyşasının hüzünlü öyküsü...

"Şehit denizcilerin sevinç gözyaşları... " Bu kitabı yazmaya, Ertuğrul firkateyninin battığı yer olan Kuşimoto adasına ilk gittiğim 1994 yılında karar verdim. Ertuğrul firkateyninin hikâyesini yazmaya karar vermemde ise, Wakayama Belediye Başkanı'nın bana anlattığı bir hikaye çok etkili oldu.
Hürriyet Gazetesi Tokyo Temsilciliği'ne atandıktan birkaç gün sonra, Wakayama Belediye Başkanı'nındavetlisi olarak, her yıl düzenlenen Ertuğrul firkateyni şehitlerini anma törenine katılmak için Wakayama'ya gittim. Sıcak bir sonbahar günü, güneşli bir havada Wakayama'ya vardık. Tören, geminin battığı yere en yakın kara parçası olan Kuşimoto adasında, Ertuğrul şehitleri için yaptırılan anıtmezarda düzenleniyordu. Öyle ada deyince uzak bir yer sanmayın; ana karanın hemen dibinde, yüzerek dahi gidilebilecek kadar yakın. Ana karayla ada arasında küçük bir de arabalı vapur çalışıyor.
Adaya gitmek için tekneye bindiğimizde, pırıl pırıl bir güneş vardı. Adaya yaklaştığımızda sadece adanın üzerinde bir bulut belirdi. Adaya ayak basmamızla beraber de inceden bir yağmur başladı. Yağmur tören boyunca devam ettikten sonra, biz adadan ayrılırken dindi..

Image 2

Gazetecilik Zor Zanaat Vesselam

Günümüzün gözde olduğu kadar en çok tartışılan mesleklerinden de biri olan gazeteciliğe içerden bir bakış...

Gazeteci ve yazar Erdal Güven, foto muhabiri olarak başladığı mesleğinin ilk günlerinden günümüze dek son derece mizahi, sıcak ve akıcı bir üslupla anlattığı anılarında; bizleri yedi yıl boyunca Hürriyet'in temsilciliğini yaptığı Tokyo'dan savaş muhabirliği yaptığı Somali çöllerine, Doğu Anadolu'daki sıcak bölgelerden İstanbul'un lüks plazalarına dek peşinde sürüklüyor. Onun anıları aracılılığıyla, gazeteciliğin derin bir kültür ve bilgi birikiminin yanı sıra her şeyden önce pratik bir zeka ve dünya vatandaşı olma özelliğini de gerektirdiğini görüyoruz.
Bu kitabı, haber kokusunu çok iyi alan bir gazetecinin gözünden farklı insanları ve kültürleri tanımak isteyenler mutlaka okumalı! Bu kitabı gazeteciliğin masa başı bir iş sanıldığı günümüzde, gerçek gazeteciliğin ne olduğunu görmek isteyenler mutlaka okumalı! Bu kitabı kahkaha atmak isteyenler mutlaka okumalı! Ve bu kitabı özellikle İletişim öğrencileri okumalı!
- Elif Tanriyar, Hyphen Dergisi Genel Yayın Yönetmeni


Image 2

Japonuma Laf Söyletmem Arkadaş

Yıllardır çektiğim vicdan azabına artık dayanamıyorum.

Bunu şimdiye kadar kimseye söylemedim. Ama artık yeter, çektiğim ızdırap dayanılmaz boyutlara ulaştı. Eğer itiraf etmezsem bu acı beni yiyip bitirecek.
Evet tek suçlu benim. Bu konuda kimse başka suçlu aramasın.
Gerçi kimsenin suçlu falan aradığı yok ya neyse. Ben yine de söylemiş olayım.
Türkiye ile Japonya arasında yapılan ilk milli futbol maçında Türkiye'nin yenilmesinde tek sorumlu benim.
Evet evet, yanlış duymadınız...


Image 2

Samuray Sam Amca'nın Tahtını İstiyor

'Ben bir Japonya uzmanıyım' diyen biri ile karşılaştığımda, kuşku ile yaklaşırım. Hiçbir yabancının böyle bir uzmanlık derecesine sahip olabileceği aklıma yatmaz. Aman yanlış anlamayın, bunları yazarak, bazılarını kötüleyip, kendime paye çıkartmaya çalışmıyorum. Kimsenin Japonya uzmanı olamayacağını söylerken bu iddianın içine kendimi de katıyorum.
Evet ben Japonya uzmanı falan değilim. Öyle bir iddiam da yok. Ayrıca bu konuda uzman olmak gibi bir uğraş içine hiç girmedim. Japon toplumunun, kendine özgü içe kapanık sistemleri ile hiçbir yabancının ülke konusunda uzman olmasına olanak tanımayacağının farkındayım.
Ama bir ülkede 4.5 yıl gazeteci olarak görev yapmak, insana ister istemez bazı ayrıcalıklar kazandırıyor. Olayların yakın tanığı olan biz gazeteciler, tanık olduğumuz gerçeklerin bir kısmını gazete haberi olarak okuyuculara aktarabiliyoruz. Ama ya her haberin arkasında kalan bilgi kırıntıları; kırıntıların yorumlanmasıyla varılan sonuçlar?..
İşte elinizdeki bu kitap, yıllar boyu takip edilen tüm haberlerden, yaşanılan gerçeklerden ve okunulan kitaplardan artakalan bilgi kırıntılarının bir yorumu.

Image 2

Ve Tanrı Keiko yu Yarattı

Nedir bu Keiko olayı? Kimdir bu Keiko? Bu soruların cevabını bilmek tabii ki en doğal hakkınız. Hemen söyleyeyim, Keiko öyle zannettiğiniz gibi bir kişi değil. Ayrıca gerçek zaman kişi ve kurumlarla uzaktan yakından alakası yok. Tamamen bir hayal kahramanı. Onu bir gün doktor, bir gün hasta, bir gün rahibe, bir gün kilisede günah çıkartan uslanmaz bir fahişe, bir gün öğrenci, öbür gün öğretmen olarak görebilirsiniz. Hiç şaşırmayın, o tam anlamıyla bir binbir surat. Keiko, Japon kadınlarının karakteristik özelliklerini üzerinde toplamış bir örnek sadece. Biraz saf biraz duygusal ama inanın çok temiz kalpli.

Hürriyet gazetesinde Japonya ile ilgili köşe yazıları yazmaya başladığımda, Genel Yayın Yönetmenim Ertuğrul Özkök benden köşemde Japon fıkralarına da yer vermemi istedi. Günlerce süren araştırmalar sonucunda anladım ki öyle Japon fıkrası denilen bir şey yok.Eh koskoca Genel Yayın Yönetmeni istemiş, "Fıkra bulamadım" denir mi? "Ne yapmalı da bu sorunu çözmeli" derken aklıma geldi. "Madem Japon fıkrası yok öyleyse ben yaratmalıyım" dedim. Öyle de yaptım ve Keiko tiplemesi çıktı ortaya.

Hayatınıza girdi bir kere, artık nerede ne olarak karşınıza çıkar bilemem. Bekleyelim görelim, belki bir gün film yıldızı bile olabilir.

Image 2

Hoşçakal Mayumi

Ertuğrul Firkateyni, Sultan Abdülhamid in hediyelerini ve dostluk mesajını Japon İmparatoru na götürdükten sonra dönüş yolunda batan; misyonuyla değil de, batışıyla, şehit Türk askerleriyle efsaneleşmiş bir gemi... Erdal Güven, romanında Ertuğrul un hüzünlü öyküsünün yanı sıra, gemi personelinden Teğmen Nureddin ile Geyşa Mayumi arasında Japonya da filizlenen aşkı da anlatıyor. Romanda ayrıca, Japon kültürü, geyşalık olgusu ve dönemin İstanbulu, zengin ayrıntılarla işleniyor.

Image 2

Tahran'dan Kaçış

Asrın Kurtarma Operasyonu

Öyle kolay kolay kimseye nasip olmaz, bir Japon Başbakanından “size minnettarız” cümlesini duymak. 14 yıldır Japonlarla beraberim. Yıllarca Tokyo’da gazetecilik yaptım. Ama daha hiçbir Japon Başbakanının çıkıp da başka bir ülke vatandaşına “size minnettarım” dediğini duymadım. Japon Başbakanı Koizumi, Tahran’da mahsur kalan Japonları kurtarmak için gözünü kırpmadan İran’a uçak gönderen Türk halkına  minnet duygularını iletiyor. Ama biz umursamıyoruz. Daha doğrusu Japonların bize neden minnet duyduğunun bile farkında değiliz.
Aslında 1985 yılında yaşanan bu kahramanlık destanını ben de ilk defa 1994 yılında duydum.  Hürriyet Gazetesi Tokyo Temsilciliği yaptığım dönemde yakın dostum Honda bey aktarmıştı bu olayı bana. Honda bey buna “ asrın kurtarma operasyonu” diyor ve  olayı o kadar heyecanlı anlatıyordu ki dinlerken bile tüylerim diken diken olmuştu. Sanki o anı yaşıyordum.

Image 2

Ertuğrul Fırkateyni'ni Anma Ve Dostluk Konserleri

Osmanlı'nın en trajik hikayelerinde, Japonya seferine çıkan Ertuğrul Fırkateyni'nin dönüşü olamayn tarihi yolculuğu...

Tahran'da savaşın ortasında kurtarılmayı bekleyen 250 Japon yolcuyu kurtarabilmek için ölümü göze alan kahraman THY pilotları...

Türk-Japon ilişkilerinde iki kilometre taşı... Ertuğrul şehitleri iki ulus arasındaki dostluğun temellerini attı.

Kahraman pilotlar ise ticari ilişkilerin başlamasına ön ayak oldu. Gazeteci Yazar Erdal GÜVEN bu iki tarihi olayı romanlaştırdı.

Japon bestekar Seiji MUKAIYAMA ise bu kitapta anlatılanları notaların gizemli tınısına yükledi.

Ve böylece Türk-Japon ilişkileri bestelere taşındı.